Türkiye’de uygulanan şehir hastaneleri modeli, son dönemde tıp eğitiminde önemli tartışmalara yol açtı. Uzmanlar, acil vakaların büyük ölçüde şehir hastanelerine yönlendirilmesinin, üniversite hastanelerinde görev yapan asistan doktorların yeterli sayıda vaka görememesine neden olduğunu ifade ediyor. Kamu kaynaklarıyla finanse edilen ve “hasta garantisi” sistemiyle işleyen bu devasa şehir hastanelerinin, yalnızca bütçeyi değil, aynı zamanda ülkenin hekim yetiştirme sistemini de tehdit ettiği belirtiliyor.
Özellikle büyük şehirlerdeki köklü tıp fakülteleri, son yıllarda ciddi bir hasta kaybı yaşamakta. Bu durumun en önemli sebeplerinden biri, Sağlık Bakanlığı’nın 112 ambulans sevk sisteminde şehir hastanelerine öncelik vermesi olarak gösteriliyor. Türkiye’de mevcut 25 şehir hastanesine bir yenisinin daha eklenmesi planlanıyor.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taner Demirer, “Cumhuriyet döneminde milyonlarca insana hizmet eden kamu hastanelerinin kapatılmasıyla kritik vakaların büyük bir kısmı şehir hastanelerine yönlendirildi. Bu durum, en çok eğitim hastanelerini ve asistan doktorları etkiliyor” şeklinde konuştu. Demirer, tıp fakültesi hastanelerinde görev yapan asistanların artık yeterli acil vaka göremediğini, bunun da eğitim süreçlerini olumsuz etkilediğini vurguladı.
Örneğin, kalp krizi, beyin kanaması, ağır travma ve acil cerrahi hastalarının çoğunun şehir hastanelerine sevk edilmesi, asistan hekimlerin pratik yapma fırsatını azalttı. Prof. Dr. Demirer, “Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinin büyük bir kısmı şehir hastanelerine aktarılıyor. Bu durum, eğitim hastanelerini bir karadelik gibi etkiliyor” dedi.
Ayrıca, mezuniyet sonrası uzmanlık eğitimi de tartışma konusu oldu. Geçmişte asistanlar, uzmanlık eğitiminin ilk aylarında bile birçok ameliyat gerçekleştirirken, günümüzde bazı asistanlar beş yıllık eğitim süreçlerinde yalnızca birkaç temel ameliyat yapabiliyor. Demirer, “Önceden genel cerrahi asistanları ilk üç ayda en az beş apandisit ameliyatı yapabiliyordu. Bugün bu sayıya ulaşmakta zorlananlar var” diyerek durumu “tıp eğitimi adına utanç verici” olarak nitelendirdi.
Prof. Dr. Demirer, “Yeterince kalp krizi hastası görmemiş, stent uygulamamış ya da acil cerrahi pratiği kazanmamış bir hekimin uzmanlık eğitimi tamamlandı denebilir mi?” sorusunu yöneltti. Eğitim hastanelerinin desteklenmesi gerektiğini belirten uzmanlar, üniversite hastanelerine yönelik kısıtlamaların kaldırılması gerektiğini vurguladı.
Sonuç olarak, Prof. Dr. Demirer, “Acil vakalarda şehir hastanelerine yönelik uygulanan pozitif ayrımcılığın sona ermesi gerekiyor. 112 sevk sisteminin eğitim hastanelerini de kapsayan adil bir yapıya kavuşturulması şart” ifadelerini kullandı.